ZEKA VE AMEL

İnsanlar farklıdır. Aklı ve kalbi ile farklıdır diğer yaratılanlardan. Allah’ın insana verdiği en büyük nimettir bunlar. İşte tam bu noktaya biraz değinmek istedim. Biz insanlar düşünürüz, işte bende rahmetli babamın hac arkadaşı değerli bir aile dostumuzun bana söylediği Ali Fuat Başgil’den alıntıladığı sözlerini düşündüm ve ona tam da onun bana söylediği kadar olmasa da özlü bir cevap vermek istedim. Şimdi dilerseniz konuyu biraz açalım. İnanan insanlar iyi amel etmek ve Allah’ın rahmetini kazanmak isterler. Amelin kaynağını düşünün hiç düşünmediyseniz nedir bu kaynak. Hayatta iyi şeyler ya da kötü şeyler yapıyorsunuz. Bunların hepsi ameldir. Allah’ın yapın veya yapmayın diye emrettiği işlerle, yapılıp yapılmamasını insanlara bıraktığı işlerdir amel. Bu tanımda geçen yapılıp yapılmamasını insanlara bırakmak sözü amelin kaynağına götürecek bizi. Bir şeyin yapılıp yapılmamasının insana bırakılması iradedir. Bu demek oluyor ki amelin özü kaynağı iradedir. O halde iyi ameller için sağlam bir iradeye ihtiyacımız var. Peki sağlam irade nasıl sağlanır, iradenin kaynağı nedir. Tabi ki bunu da düşünmek lazım ki karnımız acıkınca aç kalmayalım. Bu suretle iradenin kaynağını araştırmaya başlayalım. Bir şeyin yapılıp yapılmamasına karar vermek için akıl gerekir öyle değil mi. Bunun aksini düşünen yoktur herhalde. Varsa da bir daha düşünmesin çünkü düşünmeyi gerçekleştirdiği yer yine aklıdır. Öyleyse sonuç ortada, irademizin kaynağı akıldır. Her şey tamam da en önemli noktaya şimdi geldik. Aklımızı neyle dolduracağız. Çünkü aklımız ne ile doluysa kararımız da kalbimizde o yönde olacaktır. Burada farklı bir şeye değindiğimin farkında mısınız. Kalp dedim. Kalp de akıl gibi çok önemli bir nimettir. Kalp ile akıl çoğu zaman birbirine zıt giden iki düşman gibi görünse de farklı bir açıdan bakmakta fayda var. Kısa bir örnek vereyim gerisini siz de düşünün ben de düşüneyim. Aşık olup gözü hiçbir şey görmeyen bir genç var örneğimde. Bu genç ya güzelliğinden ya kendisine yaklaşımından beğenmiştir bir kızı. Bu kızı beğenip beğenmemesi ya da ondan hoşlanıp hoşlanmaması, kendisinde ki birikimdendir. Yani bu zamana kadar öğrendiği her şey onda bir karar oluşturdu ve bu kızı beğendi. Bu kararı hem aklı hem kalbi verdi. Daha sonra aşık oldu ve gözü başka bir şey görmez oldu. Ancak zamanla onda olan yanlışları gördü. Bu olanlar gence akıllıca gelmiyordu çünkü yanlışlar oluyordu ardı ardına. Fakat söz geçiremiyordu kalbine. İşte söz geçiremediği o kalbine önceden yüklenmişti aşk. Durduk yere değil, düşüne düşüne yükledi kalbine aşkı. Bu hikayeyi biraz düşünün, düşündükçe aklınızda şekillenir ve kendi örneklerinizle yüzleşirsiniz. Bu arada bende konuma kaldığım yerden devam edeyim. Demiştim ki aklımızı neyle doldurursak onu alırız. Çuvalı buğday tohumu dolu çiftçi tarlaya buğday ekmeye giderken hasatta çuvalının buğdayla dolacağını bilir. Bizde aklımızı neyle doldurursak kararımız o yönde olur. Aklımız güzel şeylerle doluysa kararımız güzel olur. Kararımız güzel olursa irademiz sağlam olur. Sağlam irade salih amelleri getirir. Sağlam irade kötülüklerden korur diyerek sözü kapatıyorum. Allah aklımızı rızasına yöneltsin. Yöneltsin ki kalbimiz taş kesilmesin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir